Ya ben nefsim ile sevdim ya da nefesimi kaybettim…

Yazar: Sedat Özoğuz

Baskı: 2016

Nefes’i evimizin kitaplığında buldum. Normalde benim tarzım değil ancak içini biraz karıştırınca merak ettim. Kitap, yazarın kendine, sevdiğine ve okuyucuya dönük yazdığı, 1-2 sayfalık duygu denemelerinden oluşuyor.  Anlatılan duygular ağırlıklı olarak sevdiğine kavuşamamış romantik bir adamın, umutlarını, pişmanlıklarını, sorgulamalarını ve sevgiyi dini açıdan anlamlandırmaya çalışını içeriyor.

Kitabın en beğendiğim özelliği, yazarın edebi dili. Özoğuz, kitap boyunca, günlük hayatın rutinini bile duygu yüklü cümleler ve kısa betimlemelerle okunası hikayelere çevirmiş. Sevdiği hanıma yazılan mektuplarda anlatılan bazı hisler bana abartılı gelse dahi, Sedat Bey’in bunları gerçekten hissederek yazdığı bariz. Bir yabancının bu kadar filtresiz içsel sorgulamalarına şahit olmak gerçekten ilginç bir deneyimdi. Sigara ve çay edebiyatı biraz daha az olsa güzel olurdu fakat bu sanırım dertli insanların vazgeçilmezi :d

Yazar, yazılarında olabildiğince helal-haram çizgisine dikkat etmeye çalışmış olsa da bazı bölümlerde, iki tarafında iletişimin sınırlarında çok dikkatli olamadığı izlenimine kapıldım. Zaten sevgi ve evlilik bu zamanda Müslümanların birçoğunun dengeyi kurmakta zorlandığı bir konu olduğu için, onların bocalaması beni çok da şaşırtmadı. Sonuçta Müslüman gençler arasında “Sevmeden nasıl evleneceğiz?” gibi soruların bu kadar yaygın olmasının bir sebebi var. Ancak yine de ben, bir insanla evlilik sürecine girilmiş bile olsa nikah gerçekleşene kadar aradaki resmiyetin tamamıyla ortadan kalkmaması taraftarıyım. Biz, tanışma sürecini, nişanı vs. bir aşama olarak görsek de aslında Allah katında bir ilişki ya helaldir ya değildir. Zaten bu kitapta da arada oluşan bağın, evlilikle sonuçlanamayınca hüsrana dönüştüğüne şahit oluyoruz. Tabi bu onların imtihanı, bizi ilgilendiren bir konu değil fakat başkalarının acı tecrübesi, bize aynı konuda daha dikkatli olmaya teşvik ediyor.

Sonuç olarak, bence okuması güzel, çerezlik bir kitaptı. Özellikle evlilik çağındaki kafası karışık gençlere benzer hislerini anımsatabileceğini ve belki de onlara bir acı bir ders niteliğinde olabileceğini düşünüyorum. Ancak umutsuz aşıkların duygularını körükleyebileceği için okumalarını önermem. Daha çok duyguyla kendini beslemek isteyen duygusuzlara iyi gelebilir bence 😀

Not: Tüm hikâyeyi bilmiyoruz ancak bence yazarın kovalayan taraf olması en büyük hatası olmuş. Nasip değilse olmaz zaten fakat karşı taraf sürekli sevildiğini duyduysa, boğulmuş hissettiği için uzaklaşmış olabilir. Her ne kadar Leyla ve Mecnun hikayelerini dinleyerek büyümüş olsak da bence sevginin bile aşırısı insana iyi hissettirmez. Tabi yine gerçekte arada neyin sorun olduğunu yalnızca Allah (c.c.) bilir.

Rabbimiz hepimize böyle hassas ve karmaşık konularda dengeli durabilmeyi nasip eylesin. Âmin.